Anasayfa
RSSMOBİL
Dev Sol'un 30 Yıllık Anatomisi

Dev Sol'un 30 Yıllık Anatomisi

Siyaset

Devrimci Sol denilen örgütün 30 yılını Gürkan Hacır yazdı. Nasıl bölündü, boyundan büyük sonsasyonel katliamları, kendi elemanlarını infazları.....

Gazeteci Can Dündar, Sabancı suikastı sanığı Mustafa Duyar'la görüşmesine engel olan bürokratın Ali Suat Ertosun olduğunu açıkladı. Taraf gazetesinden Alper Görmüş de Ertosun'un Duyar'ın ortadan kaldırılmasına göz yumduğunu ima eden yazılar yazdı. Bir de buna Nuriş çetesinin Fox'ta yayınlanan Uşak Cezaevi görüntülerindeki Veli Küçük ilişkilerini ekleyince ortaya ilginç bir tablo çıktı. Dündar dün de birkaç soruyla kafaları iyice karıştırdı. O halde Devrimci Sol'dan DHKP-C'ye, bir örgütün 30 yıllık anatomisini yazalım. Kararı siz verin...

Devrimci Yol örgütü 80 öncesinin en kitlesel örgütüydü. Kızıldere'de öldürülen Mahir Çayan ve arkadaşlarının devamı olduğu iddiasındaydı. Mahalle komiteleri, direniş komiteleri gibi yerel örgütlenmeleri hayata geçirmişti. 80 öncesinde illegal satılan Devrimci Yol dergisi 100 binlik tirajlara ulaşmıştı. 1978 yılında Ankara merkezli Devrimci Yol örgütünü pasiflikle suçlayan 'İstanbul kanadı' ilişkilerini askıya alma kararı aldı. Peki ne zaman? Mayıs 1978 de. Bu tarih anlamlıydı. Çünkü İTÜ Taşkışla binasında yaptıkları toplantıda ilişkilerini askıya almaya karar vermişler ve bundan böyle Ankara'dan talimat almayacaklarını ilan edip bir nikah törenine koşmuşlardı. İstanbul kanadının önde gelen adamlarından Bülent Uluer, Nihal'le evleniyordu.

Kadıköy Evlendirme Dairesi önünde fotoğrafçıya poz veren 25 erkek, bir gelin aynı zamanda yeni kurulacak örgütün kutlamasını yapıyordu. Daha sonra Türkiye'nin yakından tanıyacağı isimler olan Dursun Karataş, Aslan Tayfun Özkök, Arslan Şener Yıldırım, Mürsel Göleli, İbrahim Erdoğan, Sinan Kukul hepsi bu nikah töreninin davetlileriydi. (Yazar Oya Baydar 'Bir düğün fotoğrafı' adlı öyküsünde bu günün hikayesini anlatır.)

Ankara'daki merkez ise İstanbul'a tepkiliydi. İlişkilerini askıya almalarından dolayı İstanbul'dakilere 'Askıcılar' ismini taktılar. Ama İstanbul kanadı adını kısa bir süre sonra açıkladı: Devrimci-Sol!

İki örgüt arasında esaslı bir rekabet başlasa da Devrimci-Sol adını duyurmak ve pasiflikten kurtulmak için sert eylemlere başladı. Önce bombalamalar ardından suikast eylemleri geldi. (Bu arada ilk bombalı pankart da Devrimci-Sol örgütünün icadıydı. Astıkları pankartın ucuna iliştirdikleri saatli bir bombayla pankartın saatlerce orada kalmasını sağlıyorlardı.)

Türkiye koşar adım 12 Eylül'e giderken Dev-Sol'un suikastları hız kesmiyordu. MHP'li Gümrük ve Tekel Bakanı Gün Sazak ve eski Başbakan Nihat Erim, Dev-Sol'un kurşunlarına hedef oldular. (Nihat Erim Dragos'taki yazlığında silahlı saldırıya uğrayarak ölmüştü.) Nihat Erim 1971'deki ara dönem hükümetinin başkanıydı ve Mahir Çayan ile 9 arkadaşının öldürüldüğü operasyonun sorumlusu olarak ilan edilmişti. Kamuoyunda aydın ve solculara yönelik ünlü 'Balyoz' harekatının mimarı olarak ünlenmişti. Hemen hemen bütün sol örgütlerin hedefindeydi. 

Şimdi burada biraz duralım... Örgüt kurulduğu günden bu güne hep intikam eylemleri yaptı. Bununla hem daha fazla taraftar topladı hem de sansasyon yaratmayı başardı. Ama bu büyük eylemler örgütü taraftar anlamında güçlendirdiği gibi örgütsel olarak da darbe yemesine sebep oldu. Her büyük eylemden sonra polis operasyonları birbiri ardına geldi. Aslında bu örgüt için, Mahir Çayan'ın da kabul ettiği türden bir hataydı. Örgüt kaldıramayacağı büyüklükte eyleme girişiyordu. Tıpkı Çayan ve arkadaşlarının İsrail Başkonsolosu Eprahim Elrom'u kaçırıp öldürmeleri gibi. Mahir bunu 'sol bir hata' olarak değerlendirmişti. Ama Dev-Sol bu hatalardan hiç vazgeçmedi. Hep büyük ve sansasyonel hedeflerin peşinde oldu.

 

***

12 Eylül darbesi her illegal örgütü olduğu gibi Devrimci Sol'u da vurdu. Örgütün hemen hemen tüm kadroları yakalandı. O yıllarda henüz örgütün lideri olmayan Dursun Karataş ise Şişli Baran Reklam isimli ajansta yakalandı. (Karataş yıllar sonra örgüt lideri olarak yazdığı yazılarda hep Mehmet Ali Baran takma ismini kullandı.) 

12 Eylül'de İstanbul'da açılan en kitlesel dava Dev-Sol ana davası oldu. Tam 1384 sanıklı bu dava halen devam ediyor.

Örgüt 1983 yılına kadar 12 Eylül'ü kabullenmedi. Eylemlerine devam etti. Darbe sonrası en sarsıcı eylemi ise 1981 yılında öldürdükleri İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı Mahmut Dikler oldu. Bu eylem herkes üzerinde şok etkisi yapmıştı. (O denli ki Dev-Sol bile kendi yaptığı bu eylemi üstlenmekte tereddüt etti. Başka bir örgüt adına eylemi üstlenerek biraz olsun hedef şaşırtmak istiyorlardı. Yine hata yapmışlar ve güçlerinin ötesinde bir eyleme kalkışmışlardı.)

Bu arada ilginç bir not: Mahmut Dikler suikastında istihbaratı veren, Dikler'in Arnavutköy'den mahalle komşusu ve Dev-Sol'un merkez komite üyelerinden Aslan Tayfun Özkök'tü. Mahmut Dikler sık sık komşularının oğluyla selamlaşıyordu. (Tayfun Özkök Galatasaray kürek takımında milli kürekçilik yapmıştı. Uzun yıllar örgütün üst düzey yöneticiliğinde bulundu. Yakın bir zamanda ise örgütle ilişkisini kopardığı anda Güney Kıbrıs'ta yakalandı. Burası tuhaf gelebilir. Örgütle bağını kesen hemen herkesin başına yakalanma veya operasyon geliyor. Neden? Aslında bunu anlamak için örgütün illegal koşullarını iyi okumak gerekir. Örgüt sıkı bir illegal disipline sahip. Barınma, ulaşım vb. bütün durumlar örgüt disiplininde yapılıyor. Bu disiplinden kopan üyeler ise kolaylıkla polis takibine düşüyorlar ve yakalanabiliyorlar.)

 

***

1983'te örgüt geriye çekilme kararı aldı. Cezaevlerinde örgütlenmeye devam ederken bir kısım militanlarını da yurtdışına kaçırmışlardı. Bunların başında Paşa Güven geliyordu. Örgütün lideri konumundaydı. Ama yurtdışının rahatlığına alışmış, örgüt kararlarına uymuyordu. İçeride ise Metris Cezaevi hakimiyeti ele geçiriyordu. 1984 ölüm orucu örgütün var olma mücadelesine dönüştü. 3 örgüt üyesi tek tip elbise giymemek için açlık grevinde yaşamlarını kaybettiler. Haydar Başbağ, Abdullah Meral, Hasan Telci uzun süren oruca dayanamadılar.

Bu arada örgüt cezaevlerinde iyiden iyiye örgütlülüğünü sağlamıştı. Nasıl ki PKK'nın doğuşu Diyarbakır cezaevinde olmuştur denirse, Dev-Sol'un doğuşu da Metris Cezaevi'nde olmuştu. Burada uygulanan baskılar örgütü dağıtmak yerine giderek daha etkin bir hale getirmişti.

1988 yılında örgüt 'Haklıyız Kazanacağız' adını verdikleri savunmalarını okumaya başladı. Savunma oldukça uzundu. Dursun Karataş tarafından okunmaya başlanan savunmaya her gün bir başka sanık tarafından devam ediliyordu. Ama bu savunmanın ilginç yanı sonunda açıkladıkları bir liste oldu. Tam 1200 kişilik ölüm listesini mahkeme hakiminin yüzüne okumaya başladılar. Kenan Evren'den başlayarak 12 Eylül sorumlularının neredeyse tamamını ölümle cezalandıracaklarını açıkladılar.  Ve çok kısa bir süre içinde ilan ettikleri listenin büyük bir çoğunluğuna saldırılar düzenlediler. Bu arada firarlar da peşi sıra gelmeye başladı. Hemen hemen örgütün bütün ileri kadroları birer ikişer cezaevinden kaçmayı başardı. Dursun Karataş, Sinan Kukul, Bedri Yağan, Aslan Tayfun Özkök, Aslan Şener Yıldırım gibi örgütün üst düzey yöneticileri cezaevinden kaçtılar. İntikam eylemleri de asıl o zaman başladı...

 

Özal ve Bush'u Çırağan'da tarayacaklardı

1989 1 Mayıs olayında arkadaşlarını öldüren trafik polisi Kazım Çakmakçı ilk intikam eylemi oldu. Ardından MİT Müsteşar yardımcısı Hiram Abbas (Mahir Çayan'ın öldürüldüğü Kızıldere operasyonuna katılmıştı), Korgeneral İsmail Selen, Tuğgeneral Temel Cingöz, Oramiral Kemal Kayacan, Cumhuriyet Savcısı Yaşar Ünaydın, MİT eski müsteşarı Adnan Ersöz, terörle mücadele komiserlerinden Aydın Barış ve daha nice önemli görevde bulunan kişiler Dev-Sol kurşunlarına hedef oldular. 1990 yılında başlayan bu eylemler 1991 12 Temmuz'una kadar sürdü. 12 Temmuz'da örgüt büyük bir operasyon yedi. Peki ne olmuştu?  George Bush (Baba Bush) Türkiye ziyaretine hazırlanıyordu. Dev-Sol ise suikast hazırlığı içindeydi. Suikast planları James Bond filmlerini aratmayacak türdendi. Merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özal, Bush onuruna Çırağan Sarayı'nda bir yemek verecekti. Dev-Sol militanları ise Boğaz'ın kıyısından balık adam elbiseleri ile deniz dibinden gelerek saraya çıkacak ve masayı tarayacaklardı. Bu fantastik planları tutmadı. CIA bu eylemi haber almıştı. Teknik takip henüz Türk polisinin çok kullandığı bir yöntem değildi. ABD Başkanı gelmeden 2 gün önce düğmeye basıldı. 8 ayrı hücre evine operasyon düzenlendi ve örgütün birçok üst düzey kadrosu ölü ele geçirildi. Yani Dev-Sol bir kez daha altından kalkamayacağı bir işe soyunmuştu. Bunu şunun için anlatıyorum. Örgütün devamı olan DHKP-C'nin Sabancı eylemine bakarak şaşırmak mümkün ama tarihindeki diğer eylemlerin inanılmazlığı da dikkate alınırsa Sabancı eylemi daha net anlaşılabilir. (Örneğin Sinan Kukul Amerikalı bir subayı infaz etmiş ve bunu basına duyurmuştu. Amerika'dan yalanlama geldi. 'Öldürülen kişi askerimiz değil tesisimizde çalışan bir çaycıdır' şeklinde. Ama aynı Sinan Kukul öldürdüğü Albay'ın cebinden kimlik kartını da almayı unutmamıştı. Ertesi gün gazetelere bu kimlik fakslandı.) Operasyonlar o tarihten sonra da örgütün peşini bırakmadı. 16-17 Nisan'da Dursun Karataş'ın eşi Sabahat Karataş'ın da aralarında bulunduğu çok sayıda militan hücre evlerinde ölü olarak ele geçirildi. Örgüt artık geriliyordu.

 

'Sen ajansın' diye birbirlerini kurşunladılar

CEZAEVİNDEN Dursun Karataş'la beraber kaçan Bedri Yağan, Karataş'a karşı isyan başlattı. Ve örgüt yönetimine el koyduğunu açıkladı. Tabii biraz gecikmeli olarak! Örgüt tam anlamıyla ikiye bölündü.

Birbirlerine kurşun atmalar, ajan suçlamaları havada uçuştu. (Bu süreçte o denli tirajik olaylar yaşandı ki amca yeğen başka tarafta yer alıp birbirlerine kurşun atmaktan çekinmediler. Örgütün yöneticilerinden Faruk Ereren'in karısı Latife Ereren ajan olduğu gerekçesiyle öldürüldü. Hem de eşi Faruk'un onayıyla.) Örgüt bu bölünmenin ardından yoluna partileşerek devam etme kararı aldı. 1994'te DHKP-C kuruldu. Partileşen örgüt bu kez kuruluşunu yine sansasyonel bir eylemle duyurma kararı aldı.

Açlık grevi döneminin Adalet Bakanı Mehmet Topaç, politikadan sonra Ankara Selanik Caddesi'nde bir avukatlık bürosu işletiyordu. Örgüt militanları telefonda öldürülen arkadaşları Murat Gül adına randevu aldılar ve Bakan Topaç'ı ofisinde kurşun yağmuruna tuttular.

 

Akla takılan sorular

DEV-SOL'UN eylemleri alt alta yazılsa herhalde birkaç ciltlik kitap olur. Sadece en önemlilerini bile saysak sayfalara sığmıyor. Bitmek tükenmek bilmeyen bir intikam hırsı ve kararlılıkla işe soyundular. Ama hep iddialı ve sarsıcı eylemlere yöneldiler. En zayıf oldukları anda büyük bir eylemle güç toplamaya ve silahlı propaganda yoluyla taraf toplamaya çalıştılar.

İşte şimdilerde çok tartışılan Sabancı eylemi de aslında örgütün zayıf olduğu günlerde geldi. Örgüt bölünme yaşamış ve birçok önemli adamını kaybettiği bir anda çok büyük bir eyleme kalkışmıştı. Türkiye'nin en büyük sanayici ailesine saldırı düzenlemişlerdi. Hem de en güvenli iş kulesi olarak bilinen Sabancı Center'da...

Peki söylendiği gibi bu eylemde derin devletin parmağı var mıydı? Can Dündar'ın iddia ettiği gibi Abdullah Çatlı bu işin içinde yer almış mıydı?

Örgütün özetlemeye çalıştığım tarihine bakınca buna evet demek zor gözüküyor. Hiram Abas bu eylemden küçük değildi, yine Nihat Erim suikastı küçümsenecek cinsten olamazdı. Devrimci sol çılgınlık gibi gözüken onlarca eyleme cesaret etmiş bir örgüttü. Üstelik Abdullah Çatlı örgütün uzaktan yakından ilişki kurmak şöyle dursun yakaladığı ilk fırsatta öldüreceği biriydi. Sık sık örgüt dergilerinde onu hedef alan yazılar yayınlanıyordu.

Ama şunu da kabul etmek gerekir. Örgüt aynı zamanda çok sayıda da muhbiri bünyesinde (her örgüt gibi) barındırdı. Farkına vardıklarını acımadan infaz ettiler. Ama birçoğuna da engel olamadılar.

Sadece Mustafa Duyar üzerinden örgütü analiz etmeye kalkmak, yanlış sonuçlara sürükler. Örgütün geçmiş nizamına bakmak bunu anlamak için yeterli.

 

Ancak şu ev ödevlerini de yapmak zorunlu:

1- Örgüt, Sabancı suikastından sonra kesin bir düşüşe geçti mi?

2- Mustafa Duyar'ı öldürmek için Nuriş çetesine kim para vermiş olabilir?

3- Yeşil bu organizasyonun neresinde?

4- Mustafa Duyar cezaevinde nasıl evlendi ve baba oldu?

5- Sabancı ailesi oğlunun adını Özdemir koyan Mustafa Duyar'ın görüşme talebine ne cevap verdi?

 

Ekleme Tarihi: 26.07.2009 14:33, Son Güncelleme: 26.07.2009 14:33

Diğer Siyaset Haberleri






EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
DİZİ - MAGAZİN
VİDEOLAR
FOTO GALERİLER
SON HABERLER
E-POSTA LİSTESİ
© Tüm Hakları Saklıdır. Siteden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.