Anasayfa
RSSMOBİL
İstanbul depreminin tarihini açıkladı!

İstanbul Depreminin Tarihini Açıkladı!

Güncel

Deprem Bilimci Jeofizik Mühendisi Prof. Dr. Ahmet Ercan, Hamit Eteevrans’la Yüz Yüze’ye konuk oldu.

İlk röportajımı 1999 depreminden sonra yaptığım Deprem Bilimci Prof. Dr. Ahmet Ercan’la 9 yıl aradan sonra yine gündemin değişilmez konusunu beklenen İstanbul depremini ve yeni çıkacak 2 kitabıyla ilgili röportaj yaptım.

Kendisini genellikle deprem olduktan sonra medyada görür, açıklamalarını büyük hayretle dinleriz. Jeofizik Mühendisliğinin yanı sıra kendisinin Türk Etimolojisi üzerinde de büyük araştırmaları vardır. Öyle ki, yanında Türkçeyi iyi kullanmanız gerekmektedir.

Şu an bu yazıyı yazarken bile hata yapmamak için büyük çaba sarf ediyorum.
Yoksa hocamız, “Hamit bu kelimeyi doğru kullanalım ve yazalım” şeklinde uyarır. İnşallah bir yanlışımızı görmez. Eğer yanlışımız varsa, şimdiden özür dileriz.
Yoksa vay halimize…

Doğrusu şu ana kadar bir bilim adamının roman yazacağı aklıma gelmezdi. Hocamız bu ilke imza atarak, “Bir Yaşama İki Deprem Sığmaz.” Ve ‘Ben Depremi Görmem’ adlı iki yeni eseriyle okuyucusuna merhaba demeye hazırlanıyor.

63 yaşında olan Prof. Ercan, yeni iki kitabında yapmış olduğu son araştırmalara göre, depremi bir daha görmeyeceğini söylüyor.
Beklenen İstanbul depreminin yılını, detaylarını ve bilançosunu açıklayan Ercan, bunun kanıtını da okuyucusuna sunuyor.

Yazete.com'a açıklayan Ercan, Ecevit hükümeti zamanında yaşadığı büyük kriz yaratacak konuyu, ilk defa kendisini arayıp bilgi alan Başbakan’ın adını açıkladı. 

Okuyucuların kitabı bir ders kitabı değil, öykü olarak okuyacaklarını ifade eden Prof. Ercan’ın sorularımıza verdiği cevaplar şöyle:

-Evet Hocam, “Bir Yaşama İki Deprem Sığmaz” adlı henüz yayınlanmamış olan kitabınızla ilgili söyleşimize başlayalım…

“Bir Yaşama İki Deprem Sığmaz.” Bu bilimsel olarak doğru biz cümledir. Bir insan yaşam boyu içinde ancak en çok büyük bir deprem görür. İki defa büyük deprem görmez. Bu öykünün ana konusu 1999 Gölcük ve Düzce depremlerinin gizemini anlatıyor. Genel olarak kitapta, depremin öncesinde belirtiler neler?, Deprem nasıl oldu?, Yaşanan acılar nelerdir?, Depremde bir yakınını yitiren kişinin feryadı?, Enkazda kalan kişinin ızdırabı?, Siyasilerin durum ve tutumları? Ve halkın genel bakışı anlatılıyor.

-Neden böyle bir kitap yazma gereği duydunuz?

Bu kitap, bir bilim adamının yazdığı ilk roman kitabı oldu. Kitabın içinde aşk ve sevgi var. Bunu yazmamın nedeni ise, 1999 Düzce ve Gölcük depremlerinin Türkiye ve dünya için çok önemli olması ve halkın bu bilinci doğru algılayabilmesi. Bu kitabı okuyacaklar bir konuda hayrete düşecek. Çünkü burada çok önemli gerçekleri açıklıyorum. İnsanlar, ‘ bu deprem aleni geliyorum demiş ve nasıl önlem alınmamış’ diyecek. Okuyanlar depremi hayatlarından bir korku olarak çıkartıp, önlemleriyle atlatabileceklerini anlayacak. Bunları bir ders kitabı gibi değil, bir öykü şeklinde anlattım.

KENDİ YAŞANTIM YER ALIYOR

Kitapta aslında kendi yaşantım anlatılıyor. Aydın Nazilli’yim. Yaşantım orada geçti. Ama kitapta Aydın’daki yaşantımı alıp Gölcük’e oturtuyorum. Adım Selçuk oluyor. Babam yine aynı babam… Abim yine aynı abim… Kitapta depremde Türkiye’nin toplumsal koşullarını yansıtıyorum.
Bunlardan bir tanesi doğuda gördüğümüz ızdırıplar, annemin başına ikinci bir depremin gelmesi. Gölcük depremini gördükten sonra, oradaki yetimlerle karşılaştıktan sonra, bu kez oğlu askerlik yaparken doğuda öldürülüyor. Bir gerçek depremi görüyor. Bir de toplumsal depremi görüyor. Onun için feryat ediyor.

ANNEM İKİNCİ DEPREME DAYANAMIYOR

Ellerini göğe kaldırıp, ‘Tanrım, bir yaşama iki deprem sığmaz’ diye bağırıyor. Gök gürüldeyip, bulutlar çoğalıp, yağmur yağmaya başlıyor. Annem yağmurda çamur içinde kalıyor ve ikinci depreme dayanamıyor. Daha sonra öyküye ben katılıyorum. Deprem bölgesine yaptığım geziler, gördüklerim, deneyimlerim, siyasilerle olan ilişkim, depremin olacağını Ecevit hükümetine bildirme çabalarım ve telefonun bir türlü bağlanmaması olayı, HBB TV’de depremden bir hafta önce halkı uyarmam. Halkın bilmediği birçok konuya yer veriyorum. Bunu biraz içleri burkularak okuyacaklar. Kitabın en büyük özelliği ise yüzde yüz Türkçe yazılmış olması. İçinde hiçbir yabancı terim yok.

-Bu konuda aslında çok muztaripsiniz…

Evet. Türk Etimolojisi üzerinde çalışan birisiyim. Türkçe dili araştırmacısıyım. Gerek araştırma yazılarımda, gerekse roman yazımda Türkçe kullanmaya özen gösterdim. Yüzde 100 Türkçe öykü kitabı yazılır bunu göstermek istedim. Bu belgesel bir kitap… Aslında bir dizi veya sinema filmi olacak bir öykü. Tamamı yaşanmış hikayelerle donatılmış bir kitap. Burada 1999 depremini gören tüm şehirler ve detayları var.

DEPREMİ GÖRMEYECEĞİM

Bunun yanında ikinci bir kitap daha var. İkinci kitap ise beklenen İstanbul depremini anlatıyor. Kitabın adı, ‘Ben Depremi Görmem’. Bu da doğru... Çünkü 63 yaşındayım. Yapmış olduğum son araştırmalara göre, depremi görmeyeceğim. Çünkü depremin burada yılını veriyorum. Bir de kanıtını veriyorum.

Tüm bilimsel araştırmaları ortaya koyuyorum. Büyükada’da deprem araştırma laboratuvarı kuruluyor. Büyükada’daki yaşantıyı anlatıyorum. Ada’da yaşantı nasıl?, Kendi yaşantım nasıl?, Vatandaşlarla röportajlarım, laboratuvara gelen giden kişiler anlatılıyor. Beklenen İstanbul depreminin öncesindeki bilimsel çalışmalarımı anlatıyorum. Gerek kendimin gerekse diğer kişilerin araştırmaları bunlar.


DEPREM OLMADAN ÖLÜYORUM

Deprem günü deprem olmadan ben ölüyorum. Ama benim yerime o küçük Selçuk geçiyor. Kendisi Jeofizik Mühendisi oluyor. Hemen deprem araştırmalarına başlıyor. Sonuçta depreme üç yıl kalıyor. O sırada heyecan başlıyor. Depreme bir yıl kalıyor. Bu sırada veriler ortaya çıkıyor. Depreme bir ay kalıyor. Depreme beş gün, bir gün, bir saat kalıyor ve tüm gelişmelerle heyecan doruğa çıkıyor. O sırada depremin belirtileri sürekli olarak ortaya dökülmeye başlıyor.

En sonunda İstanbul depremi meydana geliyor. İnsanlar İstanbul depremini yaşıyor. Selçuk yeni bir Ahmet Ercan olarak depremde birçok kişiyi kurtarıyor. Sonuç büyük bir felaketle değil, daha az bir kıyımla sonuçlanıyor. Felaketlerin en büyüğü ise Selçuk’un başına geliyor. İstanbul depreminde eşini kaybediyor. Herkesi kurtaran Selçuk, tıp profesörü olan eşini kaybediyor. Selçuk’un yaşantısı Büyükada’da geçiyor.

ÖLÜMÜN GÖRKEMİNİ YAZDIM

-Hocam özel hayatınızda duygusal bir yapıya sahipsiniz anladığımız kadarıyla… Aklımıza gelen ilk şey, Selçuk’un bir deprem bilimci olarak görevinizi sürdürecek olması… Bunları kaleme alırken ölümünüzden sonra hayal ettiklerinizi mi yazdınız. Buna bir vasiyet denilebilir mi? Ahmet Ercan öldükten sonra kim tarafından yaşatılacak?

Çok duygusalım. Öldükten sonra Ahmet Ercan’ın yerine geçebilecek iki kişi var.
Onlar benim öğrencilerim. Onlarla olan ortak yaşantılarım bu kitabın içinde bir süs aslında. Ama gerçek isimleri yok. Onlardan biri şuan doçent, diğeri de profesör. Dolayısıyla onlar benim izimde yürüyorlar. Onların duygu ve düşünceleri de kitabın içinde yer aldı. Burada önemli olan nokta şudur. Hatta eşimden bu konuda tepki de aldım. Kendi ölümümü yazdım. Eşim şaşırdı, “Ya insan kendi ölümünü yazar mı” dedi. Ölümün görkemini yazdım aslında. Bu biraz da vasiyet anlamı da taşıyor.

Ölümümde ‘şıpsi’ müzik aletinin çalınmasını istiyorum. Bu ses ile Büyükada’da defnediliyorum. Yine benim bir martım bulunuyor. Martım ile olan ilişkim var. Öldükten sonra da martıyla iletişimim sürüyor. Belli bir müddet sonra benden artık söz edilmiyor. Benim yerime geçen bilim adamı Ahmet Ercan’ın görevini sürdürüyor.

-Hocam peki neden Büyükada?

Büyükada benim için çok özel bir yer. Bir evim de orada. Çok severim adayı. Bir de Büyükada, gelecek İstanbul depremine çok yakın bir yerde. En yakın gözlem evinin de orada olması gerekir diye düşündüm. AB’ye sunduğumuz bir proje de var laboratuvarın orada kurulmasına yönelik. Adalar sanıldığından güvenli ve dayanıklıdır.

-Kitabın dizi ve sinema filmi olması için bazı girişimlerde bulundunuz mu?

Hayır, bulunmadım. Açıkçası gelecek tekliflere açığım. Çünkü ben bir bilim adamıyım. Bilgimi sürekli olarak sunmak durumundayım. Kendimde saklayamam. Bu konuda daha önce yapılmış bir dizi veya sinema filmi olduğunu düşünmüyorum. Böyle bir projenin herkes tarafından büyük beğeni toplayacağını düşünüyorum. 

(Hamit Eteevrans- Yazete)
 

Ekleme Tarihi: 29.01.2011 10:15, Son Güncelleme: 29.01.2011 10:15

Diğer Güncel Haberleri






EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
DİZİ - MAGAZİN
VİDEOLAR
FOTO GALERİLER
SON HABERLER
E-POSTA LİSTESİ
© Tüm Hakları Saklıdır. Siteden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz.