Ali Babacan: Propaganda yapmak için her şeye beka meselesi diyorsunuz. Gerçek beka bu milletin canıdır. Sağlığıdır.

Ali Babacan: Propaganda yapmak için her şeye beka meselesi diyorsunuz. Gerçek beka bu milletin canıdır. Sağlığıdır.
“Biz haklı olanın güçlü olduğu bir ülke istiyoruz. Güçlü olanın haklı sayıldığı bir Türkiye istemiyoruz! ”

Adıyaman il olağan kongresinde gündeme dair açıklamalar yapan Ali Babacan:

“Türkiye siyaseti 9 Mart 2020’de kurulan Deva Partisi ile yeni bir soluk kazandı. Ülkenin dört bir yanında sizlerle birlikte damla damla büyüyoruz. Umudu yeşertiyoruz. Çok çalışıyoruz, daha da fazla çalışacağız. Çünkü bu ülkenin bu kötü yönetimden bir an önce kurtulması gerekiyor. Biz bunun için hazırız.”

Hükümeti şeffaf olmamakla suçladı.

Ali Babacan konuşmasında korona virüs ile ilgili açıklanan sayılara ve tedbirlerin yetersizliğine vurgu yaptı.

“Güncel, herkesin takip ettiği bir konu var. Aylardır herkesten gizlenen vaka sayıları ile ilgili ilgili bakan dün bir açıklama yaptı. Son 24 saatte ülkede 28 bin 351 korona virüs vakası olduğunu açıkladı. Geçtiğimiz haftalarda yaptığımız konuşmalarda vaka sayıları açısından dünyada ilk 5’te olduğumuzu söylemiştik. Vaka sayılarıyla alakalı açıklama yapmıştık. Dün yapılan açıklamada verilen sayı- ki bu sayı da doğru mu emin değiliz- görüyoruz ki dünyada vaka sayısında ABD ve Hindistan’ın ardından 3. sıradayız.

Türk Tabipler Birliğinin açıklamaları ile ilgili de konuşan Babacan, tablonun şaibeli olduğunu ve gerçek rakamları açıkladığı için hükümetin Tabipler Birliğini “vatan haini” olmakla suçladığını belirterek artık her gün birilerinin vatan haini ilan edildiğini ve bunun sıradan bir rutin haline geldiğini söyledi.

“Babacan: Türkiye artık korkmasın, konuşsun. Artık Deva Partisi var.”

Babacan: “Buradan hükümete sesleniyorum, artık yeter. Şeffaf olun. Halkımız ölüyor. “Propaganda yapmak için her şeye beka meselesi diyorsunuz. Gerçek beka bu milletin canıdır. Sağlığıdır. İnsanımızın sağlığını aylardır tehlikeye atıyorsunuz. Ekonomiyi yıllardır kötüye götürdüğünüz için biz sadece sağlığa değil ulusal çıkarlara da bakıyoruz dediniz, bu ülkenin vatandaşının sağlığından, canından daha önemli bir çıkar olabilir mi, bu nasıl bir mantık? Hükümete soruyorum bugüne dek neden şeffaf değildiniz? “

"Hükümete Tekrar Soruyorum Neden Hala Şeffaf Olamıyorsunuz Bu Milletin Yaşamından Daha Önemli Ne Var?"

Ali Babacan’ın konuşmasından detaylar şöyle;

Biz daha partimiz 7 günlük bir partiyken 17 Mart’ta, 2 sayfalık bir öneri yaparak korona virüs ve ekonomi ile ilgili neler yapılması gerektiğini yazdık. Esnafın yüzde otuz kırk elli enflasyon var dediği bu ülkede siz enflasyonu siz devlet olarak yüzde 11-12 diye açıklıyorsunuz ve bütün her şeyi olduğundan daha iyi olduğunu vatandaşlara anlatmaya çalışıyorsunuz. Ekonomi uçuyor kaçıyor diyordunuz ama söylediklerinizi değiştirmek zorunda kaldınız.

"Bu kötü bir alışkanlık, mutluluk oyunu, her şey güzel daha da güzel olacak diyorsunuz ama öyle değil."

Biz böyle olacağını bildiğimiz için o 2 sayfalık öneriyi yazdık. Uyardık. Bugünün geleceğini biliyorduk. Cumhurbaşkanı beni de kast ederek bir de bize ders vermeye çalışıyorlar dedi. Demek ki derse ihtiyacınız var. Bizden ders almıyorsunuz olanlardan, memleketin başına getirdiklerinizden ders alın.

Ekonomi o kadar kötüye gitti ki, hukuk demeye başladılar. Onların dilindeki hukuk ile bizim bildiğimiz, gerçek hukukun hiç alakası yok. Daha birkaç gün önce kendi partisinden biri hukukun temel ilkelerinden bahsetmeye kalktı, yaylım ateşine tuttular.

Hem cumhurbaşkanı hem de küçük ortak beraber saldırdılar. Neticede bir istifa daha gördük. Tabi yakın akraba olmayınca adı istifa, yakın akraba olunca adı af. Hukukun kendi partilerinden dillendirilmesine bile tahammül edemiyorlar. Muhalefeti susturmaya alıştılar kendi partilerinden kişileri de susturmaya başladılar.

Devletin televizyonunu muhalefete kapatıyorsunuz. İktidar olanakları ile ses çıkaranı bastırıyorsunuz bu da yetmiyor. Kendi patilerindeki az sayıda sağduyulu kişiyi bile bastırıyorlar.

"Bu millet size partinin anahtarını küçük ortağa teslim edin diye mi oy verdi?"

Toplumun karşısında bu kadar destek istediniz. Ama artık hem devletin rotasını hem de büyük ortağın rotasını küçük ortak belirliyor. Demokrasi bu değil. Küçük ortak büyük ortağın sorunları nasıl çözeceğini belirliyor ve büyük ortağın kurucularını toplum önünde fırçalıyor.

Türkiye siyaseti çok sayıda enteresan olaya şahit oldu ama bir siyasi partinin direksiyonuna başka bir siyasi partinin genel başkanının geçmesine ilk defa tanık oluyoruz. Olacak iş değil durum gerçekten vahim.

"Getirdikleri Partili Cumhurbaşkanı sistemi ayaklarına dolanmaya başladı."

20 yıl önce adalet için yola çıkanların ümidine bir bakın. Bir de şimdi bir kişinin sözüne mutlak itaat edenlerin haline bakın. Yazık. Bu ülkeye artık bunlar hukuk ve demokrasi vadedemezler. Ülkemiz bu kötü yönetim yüzünden ifade ve basın özgürlüğü bakımından da vahim bir hale gelmiş durumda. Şuanda 715 gazetecinin basın kartı iptal edilmiş halde, onlarca gazeteci ise cezaevinde. Sınır tanımayan gazetecililer örgütünün 2020 dünya basın endeksine göre 180 ülke arasında 154. sıradayız.

"Yargıya Talimat Vermek Anayasaya Aykırıdır."

Daha dün grup konuşmasında Sayın Erdoğan yargıya seslendi. Bir an için acaba yargıya serbestsiniz istediğinizi yapın özgürsünüz diyecek diye bekledik. Fakat yargıya yine bir talimat geldi. “Birileri yargıyı eleştiriyor, gerekeni yapın.”  Dedi. Bunları söylerken anayasanın 138. Maddesini vurguladı ama keşke konuşmasından önce birileri kendisine o maddeyi gösterseydi. İnanın maddenin içeriği ile söyledikleri arasında hiçbir bağ yok. Yargı eleştirilir ama yargıya uymak zorunludur. Önemli önemli olan yargının bağımsızlığıdır. Yargıya talimat vermek değildir.

“Demokratik hukuk devletinde özgür basından ve eleştiriden korkulmaz.”

Mevcut iktidar neden korkuyor? Çünkü artık hiçbir konuda çözüm üretemiyorlar. Son birkaç yıla bakın hangi konuda çözüm ürettiler? Haksızlar. Başarısızlar ve artık bunu  biliyorlar. Oysa biz haklı olduğumuzu biliyoruz.

“Biz haklı olanın güçlü olduğu bir ülke istiyoruz. Güçlü olanın haklı sayıldığı bir Türkiye istemiyoruz.”

Hükümete sesleniyorum, kimse farklı bir şey söylemesin mi istiyorsunuz? Kusura bakmayın. Bu ülkenin baskıcı yöneticilere değil özgür gazetecilere ihtiyacı var. Türkiye’nin tek sesliliğe değil çok sesliliğe ihtiyacı var.

 

HABERE YORUM KAT

1 Yorum
Siyaset