TÜSİAD YİK Başkanı Tuncay Özilhan: Böyle giderse ihracat yapılamayacak
Türk Sanayici ve İş Adamları Derneği (TÜSİAD) Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Tuncay Özilhan, sektörün krediye ulaşımda zorluk yaşadığını ifade ederken, durumun böyle sürmesi halinde ihracatın durma noktasına geleceğine söyledi.
T24'ün haberine göre, Ankara'da düzenlenen TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi toplantısında konuşan Özilhan, şunları söyledi:
ÖNEMLİ OLAN YÜKSEK BÜYÜMEYİ SÜRDÜRMEKTİR
"Başlıca gelişmiş ülkelerde enflasyonun yıl sonunda yüzde 7'ye ulaşacağı tahmin ediliyor. Enflasyondaki artış karşısında merkez bankaları, para politikasında sıkılaştırmaya gitti. Bu durum, tüm dünyada ekonomik aktiviteyi yavaşlatıyor. Ekonomik daralmanın en belirgin olduğu yerlerden birisi de bizim en büyük ticari ve ekonomik partnerimiz olan Avrupa.
Bu tablo içinde bu yolun ilk yarısında gösterdiğimiz yüzde 7,5'luk büyüme performansı bizi rahatlatmıyor çünkü ekonomimiz yavaşlıyor. Oysa önemli olan yüksek büyümeyi sürdürmektir. Ekonomi politikasının da esas hedefi yüksek büyümeyi sürekli kılmak üzere bünyeyi güçlendirmek olmalı.
GELECEK YIL EN FAZLA YÜZDE 3 BÜYÜYEBİLECEĞİZ
Ekonominin temelleri, dışarıdan gelecek şoklara karşı yeterli ölçüde dayanıklı olmayınca, ekonomik şoklar kaçınılmaz oluyor. Nitekim, yüksek büyüme hızı gerileyerek üçüncü çeyrekte yüzde 4'ün altına indi. 2023 tahminlerini açıklayan birçok kuruluşa göre de gelecek yıl en fazla yüzde 3 büyüyebileceğiz. Son ihracat rakamları, özellikle de Avrupa'daki yavaşlamanın bizi de olumsuz etkilediğini gösteriyor.
Yenilenebilir enerjideki yüksek potansiyelimizi rağmen ekonomimizdeki fosil yakıtların ağırlığı yüksek. Bu da ithalat faturasının düşürülmesindeki en büyük handikap. Doğru fiyatlama ve yatırım finansmanı sağlandığı takdirde sanayi sektörü, rüzgar ve güneş enerjisine daha fazla yatırım yapmaya hazır. Böylece, hem ithalat faturası azalacak hem de net sıfır hedefine daha hızlı yaklaşacağız.
Cari açık ve açığın finansmanı dün olduğu gibi bugün de ekonomimizin yumuşak karnı olmayı sürdürüyor. Cari açık, üretim yapımızdan kaynaklanıyor. Bu yapıyı dönüştürmeden, yüksek teknolojiye dayalı, yüksek katma değerli ürün desenine geçmeden sadece kurun yarattığı ucuzlatma etkisiyle cari açık sorunu çözülmüyor.
DIŞ AÇIK VERMEYE DEVAM EDİYORUZ
Türk Lirası'nın yüksek değer kaybına rağmen dış açık vermeye devam ediyoruz. Küresel likiditenin daraldığı ve pahalandığı bir ortamda cari açığın finansman yolları da sınırlı. Ekonomideki belirsizliklerin, sene başından bu yana sayısı 200'ü aşan mevzuat değişikliklerinin doğurduğu tedirginliklerin yanında, hukuk ve adalet sistemine ilişkin sıkıntıların da etkisiyle yabancı sermaye yatırımları gelmiyor. Gelen de gayrimenkule geliyor.
Enflasyon, faiz makasının hiç olmadığı kadar açılmış olduğu bir ortamda üstelik birçok merkez bankası faiz oranlarını artıyorken, yurt dışından sermaye girişinin zemini olmuyor. Bu koşullar altında cari açığın finansmanı için merkez bankası rezervleri, bazı ülkelerin sağladığı imkanlar ve kaynağı belirsiz net hata ve noksan kalemi kalıyor. Böyle bir finansmanın da devam edip etmeyeceği ekonomiyle ilgili değil.
Bu nedenle, önümüzdeki aylarda cari açığın finansman koşullarının ne olacağını bilemiyoruz. Ama, hammadde fiyatları yüksek seyrederken yavaşlayan ihracatın cari açığa yol açacağını ve eğer cari açığın finansmanında sorun yaşanırsa ithalat yapmakta zorlanacağımızı gayet net biliyoruz. Üretim yapısını değiştirmeden, ithalata bağımlılığı azaltmadan, yüksek teknolojili ürünlerin payını artırmadan döviz sorununu çözemeyiz.
DÖVİZ SORUNUNU ÇÖZEMEZSEK ENFLASYONU ÇÖZEMEYİZ
Döviz sorununu çözemezsek enflasyonu çözemeyiz. Enflasyon, bir ekonomideki bütün parametreleri bozan en büyük sorundur. Enflasyonu düşüremezsek, öngörü ufkunu uzatamayız. Yatırım ortamına da iyileştiremeyiz. Enflasyonu tek haneli düzeylere indiremezsek, büyümeyi kalıcı olarak hızlandıramayız. Enflasyon sorununu çözemezsek istihdam artışı sağlamayız. Gelir adaletsizliklerini düzeltemeyiz. Bu nedenle ekonomi politikasının bir numaralı hedefi enflasyonun kalıcı olarak tek hanelere indirilmesi düşürmek olmalıdır. Yüksek enflasyon, tüm dengeleri bozuyor. Yüksek enflasyon ortamında tasarrufların hızla eriyecek olması insanları luzumsüz harcamalara yönlendiriyor. GSYH rakamları tüketimin yüzde 19 arttığını ancak yatırımların yüzde 1,3 gerilediğini gösteriyor.
KOBİ'lerimizi, işgücümüzü, gençlerimizi ve yaşlılarımızı, kısaca tüm toplumumuzu, dijital çağın yetkinlikleriyle donatmalıyız. Aksi halde, önceki teknolojik devrimlerde olduğu gibi bu kez de teknoloji ithalatçısı olmanın ötesine geçemeyiz. Oysa teknoloji ithalatçısı değil, üreticisi olmak istiyoruz.
Toplumsal cinsiyet eşitliği de kendiliğinden sağlanamıyor çünkü toplumsal, ekonomik ve siyasal hayata kadınların eşit katılımının önündeki engeller kendi kendini yeniden üretiyor. Sadece kadınların değil, dezavantajlı tüm grupların kurumsal hayata katılımını önceleyen politikalara ihtiyaç var.
Aslında bu iş iyi organize edilmiş Planlama Kurumu'nun görevi. İyi bir planlama, siyasi karar alma mekanizmasını güçlendirir, kamu politikalarının etkinliğini artırır, özel sektörde kaynak verimliliğini yükseltir, kaynakların üretimi kanalize olmasını destekler. Üretmeyen ülke, refah yaratamaz. Kaynaklar, üretime, bilime, AR-GE'ye, eğitime değil de hızlı getiri sunan rant alanlarına kayarsa bu şekilde sağlanan büyüme kalıcı olmaz. Ülkenin geleceği ipotek altına alınmış olur.
KISA VADEDE ENFLASYONU TEK HANEYE İNDİRMEMİZ GEREKİYOR
Bizim kısa vadede enflasyonu tek haneli düzeylere indirmemiz, orta vadede yapısal reformları yapmamız, bütün bunları yaparken de eğitime, bilime, teknolojiye yatırım yapıp uzun vadede üretim yapısını değiştirmemiz gerekiyor. Bunu da iyi bir planlama ve güçlü bir bürokrasi ile sektördeki bilgi birikimini harekete geçirerek, uzmanların ve akademisyenlerin görüşlerini alarak, ortak aklı devreye sokarak yapabiliriz.
Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılına girerken yukarıda bahsettiğim ekonomik ve toplumsal hedeflerimizin yanı sıra birlikte yaşama düzeni ve ülkemizin küresel sistemdeki yerine ilişkin de hedeflerimiz olmalı. Ekonomik ve toplumsal hedeflerimizi birlik ve beraberlik içerisinde, farklılıkla ve bir arada yaşama irademizden aldığımız güçle ulaşabiliriz. Bu maksatla hukuk devletini mutlaka güçlendirmek, yargı ve hukuk bağımsızlığını güçlü bir şekilde tesis etmek, kuvvet ayrılığını yerleştirmek, denetleyici ve düzenleyici kurumların özerkliğini sağlamak, yürütmenin hesap verilebilirliğini iyileştirmek zorundayız.
Nasıl ki ülke içerisinde daha adil bir bölüşüm olmasından ve demokratik yönetimin güçlendirilmesinden yanayız, küresel düzlemde de daha adil, daha dengeli bir dünya idealimiz var. BM'nin görevini daha iyi yaptığı, yoksul ülkelerin dünya sahnesinde kendilerine yalnızca zengin doğal kaynaklarıyla değil, insani, doğal, kültürel, tarihi zenginlikleriyle de yer bulduğu bir küresel düzen görmek istiyoruz.
Küresel ısınma, terör, suç ekonomisinin finansmanı, göç, güvenlik, salgın hastalıklar, açlık ve kuraklık gibi küresel sorunlarla mücadelede zengin ülkelerin, yoksul ve gelişmekte olan ülkelerin çabalarına destek olması gerektiğini düşünüyoruz. Türkiye, böylesi bir küresel düzenin kurulmasında önemli misyonlar üstlenmesi gereken bir ülke. Cumhuriyetin kuruluşunda hedef, muasır medeniyet seviyesini, yani Batı'yı yakalamak idi. Hızla gelişmek ve kalkınmak, sadece Türkiye'nin değil, diğer kalkınmak isteyen ülkelerin de vizyonuydu. 20.yy böyle şekillendi. İçinden geçmekte olduğumu çoklu kriz ortamı, 20. yüzyılın ekonomik modelinde bir takım iyileştirmeler yapılması gerektiğini de gösteriyor.
Türkiye, batı ve doğu ülkeleri arasında yüzyıllardan beri oynadığı köprü rolüyle ikinci yüzyılda dünya için rol model olma potansiyeline de sahip bir ülke. Nitekim, Rusya'nın Ukrayna'yı işgalinden sonra başlayan süreç, bu rolün kanıtı oldu. Ancak Türkiye diğer ülkelere rol model olmak için kendi sorunlarını çözmeli.
Yeni bir zihniyetle, yeni bir toplumsal seferberlikle çözemeyeceğimiz hiçbir sorunumuz olmadı inancıyla konuşmama son veriyorum."