Emin Çapa, Erdoğan'ın yolunu açan ismi unutmadı! Sosyal medyadan ağzına geleni söyledi...
Organize suç örgütü liderliği ile suçlanan Sedat Peker, sosyal medya hesabından Korkmaz Karaca ve Deniz Baykal konusunda bomba açıklamalarda bulundu. Peker'in paylaşımı sonrasında Karaca'nın siyasi isimlerle olan fotoğrafları basında viral olmaya başladı. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'dan CHP eski Genel Başkanı Deniz Baykal'a, Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan İsmail Küçükkaya'ya kadar herkesle fotoğrafı çıkan Karaca hakkında iddialar öyle sarsıcıydı ki sosyal medyada hala bu konu konuşuluyor.
Deniz Baykal hakkında dün duayen gazeteci Uğur Dündar bir paylaşım yapmış ve Halk TV'den ayrılma sebebini açıklamıştı. Bugün de gazeteci Emin Çapa Deniz Baykal hakkında bir paylaşımda bulundu. Baykal'ın AK Parti'nin ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın önünü açtığını söyleyen Çapa, 2015 yılını unutmadığını söyledi.
Uğur Dündar'dan Deniz Baykal ve kızı hakkında flaş sözler! "Benim gözümde bitmişti"
Baykal'ın sorumluluğu büyük
Çapa, "Deniz Baykal olayını uçkura indirerek konuşmak gerçeğin üstünü örmektir. Türkiye'yi yıkıma götüren süreçte Sn Baykal'ın sorumluluğu çok büyük. Sn Erdoğan ve AKP'ye yolu açan, her zora düştüklerinde yardıma koşan kişidir Sn Baykal. 2015'i unutmadık. Bu arada o dönemin tanığı CHP'li isimlerin yayına çıkmak istememesi, konuşmaması da ayrı konu. Baykalcılar ve Baykal düşmanları aynı şekilde sus pus. Elbette onlar susuyor diye biz de susacak değiliz" dedi.
Zülfü Livaneli de Baykal için aynı şeyleri söylemişti
Nitekim Zülfü Livaneli de 2007 yılında yazdığı bir yazıda Deniz Baykal'ı eleştirmiş ve Erdoğan'ın önünü açmakla suçlayarak, şunları demişti:
"Deniz Bey lütfen hatırlayın: 19 Aralık 2002 tarihinde karlı bir Ankara gününün akşamında Mehmet Sevigen’in evindeydik. Ben Cumhurbaşkanı ile görüşmeden geliyordum. Abdullah Gül Başbakandı, Tayyip Erdoğan’ın ise Meclis’e girme umudu kalmamıştı. Cumhurbaşkanı Sezer bir gün önce, Tayyip Erdoğan’ın “milletvekili olmadan başbakan olma” önerisini reddetmişti. Türkiye’nin kaderi o akşam o evde değişti, çünkü siz “Tayyip Erdoğan başbakan olacak!” diye tutturdunuz. Sizi “Çok tehlikeli bir oyun bu!” diye uyaran parti dışından önemli şahsiyetlere kızdınız, “Hayır!” dediniz “İki ay dayanamaz. Göreceksiniz iki ay dayanamaz.” Sizin bu iddianıza karşılık ben ne dedim: “Erdoğan herhangi bir kişi değil, bütün tarikatların birleşerek Erbakan’ın yerine seçtiği siyasetçi; arkasında Amerika, Avrupa desteği de var. Program Türkiye’yi ılımlı İslam cumhuriyeti yapma programı. Sizin dediğiniz gibi iki ayda gitmeyecek; tam tersine, bu odada bulunan herkesin siyasi hayatını bitirecek.” İki ay dayanamaz iddianızı, “görüşleri gereği IMF ile anlaşma yapmaz, ekonomiyi zora sokar ve dayanamazlar.” tezine oturttunuz. Ama bunların hepsi bahaneydi çünkü siz iki partili rejimin işinize yaradığını anlamış ve seçim sonuçlarına sevinmiştiniz. Çünkü size ana muhalefet partisi lideri olmak ve soldaki rakiplerinizi yok etmek yetiyordu. Bu iş birliğini daha sonra da sürdürdünüz. O zaman ben sizin Tayyip Erdoğan’la seçim öncesinde Beylerbeyi’nde gizlice buluştuğunuzu ve bir anlaşma yaptığınızı bilmiyordum. Bu gecenin tanıkları var: Önder Sav, Eşref Erdem, Mehmet Sevigen, Bülent Tanla, Yaşar Nuri Öztürk. Belki bazıları sizden korkar ve tanıklık etmez ama bir kısmı da bu sözlerin doğru olduğunu açıklar. Yani tanıklar var. Ötekiler de söylemese bile içten içe bunun doğru olduğunu bilir. Siz de bilirsiniz. Tartışmanın sonunda dediniz ki: “Bu gece birbirimizin fotoğrafını çektik. İki ay sonra çıkarıp bakalım. Ama rotuş yapmadan. Hangimiz haklı çıkmışız?” Şimdi, 2007 seçimlerinin ardından o fotoğrafı cebinizden çıkarıp bakın Deniz Bey. Ve düşünün; Meclis grubunda “Erdoğan’ı başbakan yapıyor diyorlar. Evet yapıyorum. Var mı itirazı olan!” diye bas bas bağırmanıza değdi mi? Erdoğan’la Beylerbeyi’nde gizlice buluşmaya ve size oy veren milyonları hiçe sayarak gizli anlaşmalar yapmanıza değdi mi? (Deniz Bey, biliyorsunuz ki bu gizli buluşmanın da tanığı var.) Başbakan olmak, elbette Erdoğan’ın demokratik hakkıdır. Ama bunun için olağanüstü çaba harcamak CHP’nin birinci görevi değildir. Üstelik dokunulmazlık kaldırılmadan. Bir milletvekilinin mazbatasını iptal ettirip, Anayasa’yı değiştirip, grubu baskı altına alıp, Siirt seçimlerini es geçip Erdoğan’ı meclise sokmak ve dokunulmazlık zırhına kavuşturmak için verdiğiniz canhıraş çabanın yüzde birini partiniz için verseydiniz sonuç bambaşka olurdu. Size o gün söylediğim gibi, Türkiye’nin kaderini değiştirdiniz."