İki ünlü ekonomist Özgür Demirtaş ile Ali Babacan'ın yolları çakıştı

İki ünlü ekonomist Özgür Demirtaş ile Ali Babacan'ın yolları çakıştı
Ünlü ekonomist Özgür Demirtaş ile DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan aynı noktada buluştu.

AK Parti kurulduktan sonra diğer partilerden çok farklı hareket etti. Parti içinde yaşanan sorunlar hiçbir şekilde dışa sızmadı ve hep parti içinde halledilerek giderildi ya da giderilmeden üstü kapatıldı.

Ancak bu sorunlar günümüze kadar bir şekilde büyüdü ve AK Parti'den iki adet parti daha doğru. Gelecek Partisi ve Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi.

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, BBC'ye verdiği bir röportajda AK Parti'de siyasete nasıl başladığını ve neden ayrıldığını açıklamıştı. Bu ayrılık konusunda da iktidarın zamanla güçlendiğini ve bu güç sebebiyle de yozlaşmaya başladığını aktarmıştı. Babacan, "İktidar gücü yozlaştırmaya başladı. Mutlak güç mutlaka yozlaştırır diye bir tabir var biliyorsunuz, bütün o başlangıç ilkelerinden değerlerinden uzaklaşılmaya başlandı" demişti.

Kimseye mutlak güç vermeyin, denetleyin

Türkiye'nin ünlü ekonomistlerinden Prof. Dr. Özgür Demirtaş da bu konuda bir paylaşım yaptı ve geçtiğimiz yıl Ali Babacan'ın söylediğinin aynısını söyledi. Demirtaş, "GÜÇ yozlaştırır. Mutlak GÜÇ mutlaka yozlaştırır…Kimseye mutlak güç vermeyin. Denetleyin" dedi.

Gazeteci Can Ataklı da bu konuda bir çakmak hikayesini köşesinde paylaşmış ve mutlak gücün dağıtılması gerektiğini ve başkaları tarafından da denetlenmesi gerektiğini eklemişti. Ataklı'nın paylaştığı hikaye hem Ali Babacan'ın hem de Özgür Demirtaş'ın anlatmaya çalıştığını net olarak gösterdi. İşte o hikaye:

'Köyün birine eski zamanda bir çakmak getirmişler, çakmak o kadar kıymetli ki, sağı-solu yakmaması, yanlış işlerde kullanmaması için güvenilir birine teslim etmek gerekiyormuş. Köylüleri toplayıp bu ateş aletini kime verelim diye sormuşlar, köylüler de muhtarı salık vermiş, “İhtiyaç duydukça alır, ateşimizi yakarız' demişler.

Muhtar çakmağı alınca -ateşin sahibi olarak- giderek saygınlığı artmış, etrafında dalkavuklar, yağcılar toplanmaya başlamış. Saygı arttıkça muhtarın kibri de büyümüş.

Etrafından daha çok saygı, daha çok korku beklemeye başlamış. Ateşi kendine verenin köylüler olduğunu unutmuş. Dalkavukların da tahrikleri ile ateşi baskı ve korkutmak için kullanmaya başlamış, kiminin evini, kiminin tarlasını yakmış.

Tarlalar sürülemez, evler yaşanamaz hale gelmiş. Muhtarın baskısından köylüler yavaş yavaş köyden ayrılmaya başlamışlar. Ticaret durmuş, köye gelen çerçicilerin ayağı kesilmiş, çevre köyler gelişirken muhtarın köyü giderek gerilemiş.

Muhtarın köylülerinden biri kendileri gerilerken, çevre köylerin niçin geliştiğini merak edip çevre köylerden birine gitmiş.

Oradaki zenginliği, bağı bahçeyi görünce sormuş; 'Sizde çakmak yok mu?'

Köylüler; 'Var' demişler,

'Peki sizin köy böyle nasıl gelişti, bağınız, bahçeniz yanmadan nasıl böyle kaldı, bizim köyde her şey tarumar oldu?'

Köylüler; 'Yoksa siz çakmağı bir kişiye mi verdiniz?'

“Evet, muhtara verdik.'

“Eyvah! büyük yanlış yapmışsınız, hiç çakmak bir kişiye verilir mi?'

“Siz öyle yapmadınız mı?'

“Hayır, biz öyle yapmadık, biz çakmağı bir kişiye verdik, çakmak taşını başka bir kişiye, benzinini başkasına verdik. Ateş yakmak için üçünün bir araya gelmesi gerekiyor. Biri yanlış bir şey yapmaya kalksa, ötekiler izin vermiyor.'

“Desenize biz hepsini bir kişiye vermekle kendi kendimizi yakmışız…!"

HABERE YORUM KAT
Keşfet