Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan 24 gün sonra destek gören Soylu kimi ikna etti?
Türkiye günlerdir organize suç örgütü lideri Sedat Peker’in iddialarını ve bu iddialar karşısında İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun açıklamalarını dinliyor.
Süleyman Soylu Habertürk canlı yayınına neden çıktı, gazetecileri kim belirledi?
Kim haklı kim haksız kimin iddiaları doğru tartışmaları sürüp giderken olayların ilk patlak verdiği günden tam 24 gün sonra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bakanı Süleyman Soylu’ya sahip çıktı.
İlk önce MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, ardından Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek ve en son da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yaptığı açıklamayla İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya destek oldu.
Son dakika! Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan zehir zemberek Sedat Peker açıklaması!
Peki neden Cumhurbaşkanı Erdoğan 24 gün sonra Soylu ile ilgili destek açıklaması yaptı. Ya da bir suç örgütü liderinin yaptığı açıklamalar karşısında İçişleri Bakanı Süleyman Soylu kendini ne kadar anlatabildi?
Bu sorulara Karar gazetesi yazarı Ahmet Taşgetiren kaleme aldığı köşe yazısında yanıt aradı. Taşgetiren, ‘Soylu kimi ikna etti?’ başlıklı yazısında vatandaşın ne düşündüğünü kaleme aldı.
İşte Taşgetiren’in yazısından satır başları:
SOYLU KİMİ İKNA ETTİ?
Bahçeli’den sonra Perinçek ardından da Cumhurbaşkanı Erdoğan, -Hedef Türkiye- diyerek Soylu’nun arkasında olduklarını açıkladılar, Peki acaba Soylu memleketi de ikna etmiş midir? Herkes “İşte Türkiye’nin ideal İçişleri Bakanı” demiş midir? “Sorulan her soruya cevap verdi, bütün karanlıklar aydınlandı, kahrolsun suç örgütü lideri, demiş midir? Adam -yalın kılıç mücadele ettiği için- hedef haline getiriliyor, bu işin içinde PKK var, FETÖ var, DEAŞ var, Amerika var, Birleşik Arap Emirlikleri var, daha bilmem koca bir dünya var. Tehdit aslında Soylu’ya değil Türkiye’ye… Soylu canını dişine takıp Türkiye’yi savunuyor” demiş midir bütün memleket ahalisi?
Yılmaz Özdil’den Bay Meral yorumu, ilk seçimde bay bay!
GAZETECİLERE ELEŞTİRİ
Soylu’nun devlet tv’sinden sonra böyle bir kanala çıkması “Ben her kanalda herkesin sorusunu cevaplarım” gibi bir meydan okuma niteliği taşıyor, evet. Programdan sonra anlaşılıyor ki bu özgüvende, “Ben programı istediğim gibi yönetirim, istediğim sorulara cevap verir, istemediğime vermem, gazeteciler de klasik devlet adamı - gazeteci ilişkisi gereği kuzu kuzu dinlerler, böylece zevahir kurtulur” yaklaşımı etkili olmuş gözüküyor. Öyle oldu çünkü, gazeteciler, bağışlasınlar beni, inisiyatifi Bakan’a kaptırdılar, eminim şimdi kendi kendilerine nasıl yaptık bunu diye hayıflanıyorlardır, ve program tamamlandı. Herkes “bu program bazı günler gece saat 00.02’ye kadar sürüyordu neden 24.00 te kesildi?” diye isyan ettiğine göre tatmin edilmemiş bir Türkiye manzarası var ortada. Gazeteciler bu duyguyu hissetmiyor olabilirler mi? Bu durumda “meydan okuma”nın aslında geride enkaz bırakması durumu ile sonuçlandığı gerçeği ortaya çıkmıyor mu? Soru sormak için ekrana davet edilen gazeteciler her şeyi sordukları ve istedikleri cevabı aldıkları inancını yaşıyorlar mı? Yoksa oradan ağızlarında buruk bir tat ile mi ayrıldılar?