Temel Karamollaoğlu Büyük Kongre'de konuştu: Saatlerinizi iktidara ayarlayın

Temel Karamollaoğlu Büyük Kongre'de konuştu: Saatlerinizi iktidara ayarlayın
Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, 8'inci Olağan Büyük Kongre'de konuştu. "Milletin İktidarında Saadet Var" sloganıyla gerçekleştirilen kongrede konuşan Karamollaoğlu, vatandaşlara ve partililere seslendi.

Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Kongre ve Kültür Merkezi'nde geniş bir katılımla gerçekleştirilen kongre başladı. Kongre yaklaşık 10 bin partili katılım sağladı. Karamollaoğlu, tek aday olduğu kongrede şunları söyledi:

DEVLET YÖNETİMİNDE GÖMLEĞİN İLK DÜĞMESİ ADALETTİR

"Biliyorum insanımızın önceliği ekonomi, çünkü kanayan derin bir yara. Ancak bilinmelidir ki; diğer her şey sonuç, adaletsizlik ve hukuksuzluk sebeptir. Devlet yönetiminde ve kamusal hayatta gömleğin ilk düğmesi adalettir, hukuktur. Bizler bugün, gömleğin o ilk düğmesinin yanlış iliklenmesinin, hatta son yıllarda koparılıp bir kenara atılmasının sonuçlarını yaşıyoruz. Bir ülke düşünün; milyonlarca vatandaşı terör şüphelisi ilan edilsin, yüz binlercesi hakkında işlem yapılsın, on binlercesi de tutuklansın.

'ADALET MEKANİZMASI, SİYASİLERİN ELİNDE ADETA BİR KILIÇ GİBİ KULLANILIYOR'

Bir ülke düşünün, koca koca adalet sarayları inşa edilsin; fakat aynı zamanda onlarca yeni cezaevi açılsın. Bir ülke düşünün ki; cezaevleri tıklım tıklım dolu olsun. Adalet mekanizması, siyasilerin elinde adeta bir kılıç gibi kullanılsın. İşinden, ekmeğinden, özgürlüğünden edilen KHK mağdurlarının feryâdı arş-ı Âla'ya ulaşmış. Fakat heyhât! Duyan yok. İnsanlar konuşmaktan, tweet atmaktan korkar hale gelmiş; Yasaklarla mücadele edeceğini söyleyenler ise, yasakçı zihniyetin bizzat baş aktörü olmuş. Aziz vatandaşlarımız, kıymetli kardeşlerim; Adalet düğmesi yanlış iliklenince ekonomide ve diğer her alan duvara toslamamak mümkün değildir! Adalet açığını kapatmadan; cari açığı, bütçe açığını ve dış ticaret açığını kapatmak mümkün olmaz.

'2022 TÜRKİYESİ'NDE MİLYONLARCA İŞSİZ VAR'

Hukuksuzluğun norm haline geldiği bir ülkede, gelir dağılımındaki adetsizliği gidermek mümkün mü? İşte; 2022 Türkiyesi'nde. Milyonlarca işsizimiz var. Bakmayın siz kürsüde atılan nutuklara; milyarlarca liramız her yıl faiz lobilerine oluk oluk aktarılıyor. Milyonlarca asgari ücretlimiz açlık sınırının altında ve geri kalan milyonlarca çalışanımız da ancak yoksulluk sınırının altında bir ücrete mahkum edilmiş. Emeklilerimizin durumu ise hepsinden vahim. Zaten aldığı üç kuruşluk maaşı da doğrudan veya dolaylı olarak kızına, damadına, gelinine, torununa veren bu insanlara; reva görülen ücret bu mu olmalı Allah aşkına? Bugün bir telefon almak veya bir kafede oturmak bile kendisine lüks görülen evlatlarımız, siz iktidara geldiğinizde hayata gözlerini yeni açmıştı. Ne kabahati var bu gençlerin? 60-70 yıllık ekmek teknelerini kapatan esnafımızın, Enflasyon nedeniyle çarşı-pazardan eli boş dönen ev hanımlarımızın, Kantinde istediğini alamayan çocuklarımızın ne kabahati var? Değerli misafirler; yoksulluk her geçen gün derinleşiyor!

'YOLSUZLUK YAPMAK İÇİN İHALELER YAPILIYOR'

Bir test kitabı olmuş 100 lira, asgari ücretle çalışan babam nasıl alsın bunu?" diyerek, gözyaşları döken 14 yaşındaki liseli kızımızı dinleyince;
Nasıl duygulanmaz bir insan? Ben işsiz kaldım, çalışamadım, ekmek bulamadım, namerdim yalan söylüyorsam. Fabrikaya iş bakmaya gittim, kapının önündeki bayat ekmeği adamdan rica ettim, aldım. Tavuklarımız var onlara götüreceğim dedim, yalan söyledim. Eve döndük ve eşimle beraber oturduk o ekmeği yedik.." diye anlatırken sesi titreyen, eşi de yanında gözyaşları döken insanlarımızı görüp de; nasıl kahrolmaz bir insan?
Böyle onlarca örnek var. Kaldı ki tek bir insanımız dahi bu durumda olsa, büyük büyük cümleler kurmaya utanır insan ya! İsraf almış başını gitmiş!
Artık ihalelerde yolsuzluk yapılıyor diyemiyoruz, adeta yolsuzluk yapmak için ihaleler yapılıyor. Allah'tan korkun! Devlet borçlu, millet borçlu!
Kamu borçlu, özel sektör borçlu! Yanlış yatırımlarla var olan paralarımız, kaynaklarımız da betona gömüldü, geleceğimiz dahi ipotek altına alındı!
Değerli kardeşlerim, insanın yüreği yanıyor, hançeresi yırtılırcasına haykırası geliyor!Bu millet, ne istediniz de vermedi size? Allah aşkına bir ülke, hem de Türkiye gibi bir ülke 20 yıl sonra bu hale nasıl getirilir?

'YATIRIM DENİLİNCE BUNLARIN AKLINA SADECE BETON GELİYOR'

Evet yollarımız, yüksek binalarımız, köprülerimiz, ihtişamlı devlet binalarımız, saraylarımız var. Ama toprak insansız, insanımız da topraksız bırakıldı! 20 milyon insanı İstanbul'a istiflemek, en hafif tabirle ahmaklık değil de nedir? Hani Şair diyor ya; Ben Anadoluyum. Yıllar yılı susuz kaldım, yıllar yılı aç... En gümrah ırmaklarım boşuna akıp gitti Üç beş adım ötesinde toprağım vardı kıraç. Ben Anadoluyum, acılı, mahzun; Bende bitmez tükenmez dert kulaç kulaç. En bereketli topraklara sahip bir ülkede işte tarımı böyle bitirdiler! Eğitim denilince akıllarına bina geliyor, sağlık denilince de akıllarına yine bina geliyor. Yatırım denilince akıllarına sadece ama sadece beton ve asfalt geliyor. Eğitimde niceliği, niteliğe tercih ettiler. "Diplomalı işsizler" kervanına her yıl yüzbinlerce yeni gencimiz katılıyor. Dahası, ne eğitimde ne de istihdamda olan karamsar ve umutsuz on binlerce ev gencimiz var. Mühendislerimiz motokuryelik, ataması yapılmayan öğretmenlerimiz süpermarketlerde kasiyerlik, İBF mezunu milyonlar ise AVM'lerde tezgahtarlık yapıyor.

'İSLAM DÜNYASI SAHİPSİZ, COĞRAFYAMIZ DARMADAĞAN'

Kıymetli kardeşlerim, ekranları karşısında bizleri takip eden aziz vatandaşlarımız; Sağlıkta en iyi yetişmiş insanlarımızı bu ülkeye küstürdüler. Düşünün siz; en iyi eğitimi alan en nitelikli insanlarımız, yoksulluk sınırında bir ücrete mahkum ve ağır çalışma koşullarında çalışmaya icbar ediliyor. Sonra da; "giderseniz gidin" deniliyor! Böyle bir iklimde akademisyen kalır mı, doktorlar durur mu Allah aşkına? Muhterem kardeşlerim, geliyoruz şimdi dış politikanın fotoğrafını çekmeye. Büyük Ortadoğu Projesi adım adım uygulanıyor. Yani Büyük İsrail Projesi sinsi bir şekilde yürütülüyor. Birileri ise "normalleşmek" için sıraya girmiş! İslam dünyası sahipsiz, coğrafyamız darmadağın... Yeryüzü üzerinde kan ve gözyaşı oluk oluk akıyor, akıtılıyor... ABD ile Rusya, NATO ile Şangay arasında adeta pinpon topuna dönen bir dış politika anlayışıyla hareket ediliyor. Boyla, posla, sembolik fotoğraflar ve kürsülerden atılan süslü nutuklarla içeride bir algı oluşturuluyor.
Ama dışarda durum tam tersi. Irak'ta katledilen milyonlarca Müslümanın sorumlusu kim? Afganistan, Yemen, Keşmir, Filistin, Suriye, Doğu Türkistan'daki Uygur Türkleri; 20 yıl önce ne durumdaydı, şimdi ne durumdalar? Coğrafyamızda sınırlar fiilen değişmiş, kendi sınırlarımız adeta kevgire dönmüş.. Milyonlarca mülteci oradan oraya savruluyor.
-Ayrıca Adalar ve Kıbrıs tam bir çıkmazda! Bugün başka meselelerde "diplomasi kahramanı" ilan edilenler ise; 20 yıldır tüm bu olup bitenleri ya seyretmiş ya da figüran olarak rol almış!

'EHLİYET VE LİYAKAT RAFA KALDIRILMIŞTIR'

Muhterem kardeşlerim; özet geçiyorum. Yoksa her bir konu başlığında saatlerce konuşsak az. Son olarak, belki de en vahim olan tabloya geliyoruz.
Nedir o? Ahlaki ve manevi tahribat! "Önce Ahlak ve Maneviyat" diyerek yola çıkmış bir hareket olarak, bu manzara karşısında çok ama çok üzgünüz.... Ahlaki değerlerimiz ayaklar altına alınmış. Yalan, iftira, hakaret, kibir, şatafat... Gündelik hadiseler haline gelmiş. İsraf, yolsuzluk ve rüşvet kanıksanmış... Ehliyet ve liyakat rafa kaldırılmış. "Hırsızsa benim hırsızım, çalıyor ama çalışıyor." cümleleri kurulur hale gelmiş. Ve sözde alimler, sözde aydınlar da buna cevaz verir hale gelmiş! İşte böyle böyle ahlaki çıpamız kaybedildi!
Bütün bunlar ne zaman olmuş? Sözde İslamcı 20 yıllık bir iktidar döneminde! Şimdi kalkmış bir de referandumdan, aileden, kazanımlardan bahsediyorlar! Evlilik yaşı otuzu aşmış, gençler mali imkansızlık nedeniyle evlenemiyor. Yine en başta maddi problemler nedeniyle boşanma oranları da her geçen gün artıyor. Her gün bir başka kadın cinayeti işleniyor.. Şiddet, cinayet ve intiharlar almış başını gitmiş, ne konuşuyorsunuz siz ya! Temel hak ve özgürlükler, ne zamandan beridir ve hangi mantıkla referandum konusu yapılıyor? Milli ve manevi değerlerimizi nasıl bu kadar hoyratça siyasete malzeme yapabiliyorsunuz? Aileyi darmadağın eden sizler, hangi yüzle aile mefhumunu ağzınıza alabiliyorsunuz? Kazanımlardan bahseden sizler, bunlar üzerinden insanımıza gözdağı veren sizler; Neleri kaybettirdiniz bu ülkeye ve bu millete, önce onların hesabını bir verin! Toplumu kutuplaştırarak, muhalefeti de mayınlarını kendinizin döşediği mayınlı arazilerde siyaset yapmaya zorlayarak ayakta kalmaya çalışıyorsunuz.

'HZ. ÖMER'İ ANLATMAK KOLAY, HZ. ÖMER'İN ADALETİNİ UYGULAMAK ZORDUR'

Ama bilin ki; o dönem kapandı artık! Necip Fazıl'dan bir şiir okuyup, Nazım Hikmet'ten bir alıntı yaparak, "Halay da bizim horon da bizim.." diyerek süslü cümleler kurup; Sonra da toplumu kamplara ayırma dönemi bitti! Yeni dönem; herkesin özgürce şiir yazabildiği bir dönem olacak! Yeni dönem; halayın ve horonun sadece muktedirlerin türküsüne eşlik etmek zorunda olmadığı bir dönem olacak.. Yeni dönem; kazanımlar üzerinden korkutarak siyaset yapılan değil, İstiklal Mücadelemizden bugüne tüm kazanımlarımızı her bir vatandaşımız için daha da ileriye taşıyacağımız bir dönem olacak...
Muhterem kardeşlerim, aziz Milli Görüşçüler; Siyasi tarihimiz boyunca ne zaman Türkiye bir kapının ardına sıkıştırılsa, o kapıyı açan anahtar hep biz olduk. Ne zaman Türkiye, bir darboğaza girse; bizler devreye girerek buna bir son verdik. 1974'te, 75'te, 77'de, 91'de, 96-97'de,Ve yarım asırı geride bırakan siyasi tarihimiz boyunca; Biz, en doğru koalisyonları ve en faydalı seçim işbirliklerini yaptık. Elimize geçen en ufak bir imkanı bile milletimizin hayrına olacak işlerle taçlandırdık. "Maddi ve Manevi Kalkınma"mız adına çok önemli hizmetlere imza attık."Önce Ahlak ve Maneviyat"ın, "Yerli ve Milli bir Duruş"un, "Üreten bir Ekonomi"nin, -"Şahsiyetli bir Dış Politika"nın, "Tam bağımsız Türkiye"nin öncüsü ve sancaktarı biz olduk. Tarihin ve milletimizin omuzlarımıza yüklediği sorumluluklardan asla kaçınmadık. "Ne derler acaba?" diye hiç çekinmedik. Ve evet onu dediler, şunu dediler. Fakat biz kararlı bir şekilde her daim yolumuza devam ettik. Çünkü bizler kolay olanın cazibesine hiçbir zaman kapılmadık. Rahata ve konfora değil, çileye talip olduk! Hasır üzerinde yatan Peygamber Efendimizi anlatmak kolay, yazlık-kışlık saraylardan vazgeçmek zordur!Hz. Ömer'i anlatmak kolay, Hz. Ömer'in adaletini uygulamak zordur! "Erbakan Hocanın kemiklerini sızlatıyorsunuz" diye edebiyat yapmak kolay, Erbakan Hocamızın davasından bir milim sapmadan izini takip etmek zordur! Yalana, iftiraya ve hakaretlere maruz kaldık. Parayla, makamla, şöhretle imtihan edilmek istendik! Dünden bugüne bu yolda savrulup gidenler oldu. Ancak işte bu salonda bir araya gelenler tavizsiz ve kararlı duruşlarından asla vazgeçmediler! Hz. Ömer'i anlatmak kolay, Hz. Ömer'in adaletini uygulamak zordur! "Erbakan Hocanın kemiklerini sızlatıyorsunuz" diye edebiyat yapmak kolay, Erbakan Hocamızın davasından bir milim sapmadan izini takip etmek zordur!
Yalana, iftiraya ve hakaretlere maruz kaldık. Parayla, makamla, şöhretle imtihan edilmek istendik! Dünden bugüne bu yolda savrulup gidenler oldu...
Ancak işte bu salonda bir araya gelenler tavizsiz ve kararlı duruşlarından asla vazgeçmediler! Muhterem kardeşlerim, Bizler, tarlamızı yağmur yağan yere götürenlerden olmadık! Tarlamızda alın teri döktük ve yağmur yağması için ellerimizi açıp, duaya durduk. Cenâb-ı Hakk'a hamdolsun... Bizim tarlamız olduğu yerde duruyor. Ve yağacak yağmuru müjdeleyen bulutlar da artık ufkumuzda görünüyor.

'YENİ BİR BAŞLANGICIN ŞAFAĞINDAYIZ'

Yeni bir başlangıcın şafağındayız. Tarihi bir dönemecin eşiğindeyiz. Cumhuriyetimizin "Yeni Yüzyılı"nı inşa etmek için, artık geçmişin travmalarından hep birlikte kurtulmamız gerekiyor. Ülkemiz; sağcılık-solculuk, Türkçülük-Kürtçülük, Sünnilik-Alevilik, dindarlık ve laiklik gibi tartışmalar yüzünden yıllarca hem zamanını hem de enerjisini tüketmiştir. Bu konularda telafisi imkansız acılar yaşanmıştır. İnsanımız bıkmış, usanmış ve yorulmuştur.
Bizler; laiklikten değil, sözde laikçilerden, İslam'dan değil, sözde İslamcılardan, Muhafazakarlığın kendisinden değil, muhafazakarlık adı altında değerlerimizi istismar edenlerden çok çektik... Artık bu defterler bir daha açılmamak üzere kapanmalı ve tarihin tozlu sayfalarında yerini almalıdır. Din, herhangi bir sosyal grup ya da partinin tekelinde olmadığı gibi; Laiklik de herkesin dini, siyasi ve sosyal görüşlerini rahatlıkla ifade edebilmesinin teminatı olarak anlaşılmalıdır. Devletin vazifesi kimlik dayatmak değildir!
Var olan kimliklerin devlet şemsiyesi altında huzur, barış ve güven içerisinde varlıklarını özgürce sürdürmesini sağlamaktır.

Değerli vatandaşlarımız; Bizler, ülkemizin her bir ferdinin ortak problemlerine çözüm üretmek adına; Ortak sorumluluklarımızı kuşanarak bir yola çıktık, bir masa etrafında bir araya geldik. Bu masada; sadece 6 genel başkan yok! 85 milyon insanımız hep birlikte bu masada oturmaktadır. Asgari ücretlilerimiz, çiftçimiz, esnafımız, memurlarımız, işçiler, emeklilerimiz, açlık ve yoksulluk sınırının altında bir yaşama mahkum edilen milyonlarca insanımızla birlikte oturduk biz bu masaya... Bu masa, kaybedilecek seçimin ardından yaşanacak bir 5 yılın daha ülkemize ve insanımıza neye mâl olacağını gayet iyi bilenlerin kurduğu bir masadır.
Birileri; algı fabrikalarında sürekli olarak yeni "düşmanlar, hainler, teröristler" icat edip, toplumu birbirine kırdırmak istiyor! Ancak kaybeden hep Türkiye oluyor, kazananlar ise daima bir avuç zadegân! Bilinsin ki, bu devir kapanmıştır artık! 85 milyonun kazanacağı bir dönemi başlatıyoruz...

Muhterem kardeşlerim; kurduğumuz bu masanın ayakları; Tunceli'nin, Kocaeli'nin, Sivas'ın, Konya'nın, Afyonkarahisar'ın ve Ankara'nın bereketli topraklarına sapasağlam basmaktadır.
Bu masanın çapı; Edirne'den Hakkari'ye, Muğla'dan Artvin ve Ardahan'a, İzmir'den Van'a, Sinop'tan Hatay'a; 81 ilimizi kapsayacak kadar geniştir. Ezcümle, bu masanın genişliği 783 bin 562 kilometrekaredir! Ülkemizin ihtiyacı da budur; insanımızın özlem ve hasretle beklediği ses de işte bu masadan yükselmiştir. Ve Allah'ın izniyle bu masa; Türkiye'nin 13. Cumhurbaşkanını belirleyecek, parlamento aritmetiğinde de çoğunluğu elde ederek, ülkemizin problemlerine hızlı ve kalıcı çözümler üretecektir. Kıymetli kardeşlerim; Biz, bu sürecin öncü ve güçlü aktörlerinden birisi olan Saadet Partisi olarak, yine tarihi bir sorumluluk üstlendik."

KAYNAK: Haberciniz

HABERE YORUM KAT
Keşfet