Kadınların ufkunu açan, dünyaya bakışını değiştiren ve her kadının mutlaka okuması gereken kitaplar

Kadınların ufkunu açan, dünyaya bakışını değiştiren ve her kadının mutlaka okuması gereken kitaplar
Kadınların dünyaya ve yaşama bakış açısını tamamen değiştiren ve ufuk açan kitaplarla kaşınızdayız. Eğer "Hangi kitabı okusam?" diye düşünüyorsanız bu liste çok işinize yarayacak. İşte her kadının mutlaka okuması gereken kitaplar...

HABERCİNİZ, Ölmeden önce mutlaka okunması gereken kitap listelerini bilirsiniz. Biz bu kez sadece kadınlara özel bir liste hazırladık. Bu listede ufuk açan ve kadınların dünyaya bakış açısını değiştiren birbirinden güzel kitaplar yer alıyor işte her kadının mutlaka okuması gereken kitaplar...

MADAME BOVARY, GUSTAVE FLAUBERT

1-001.png

'Madame Bovary', Gustave Flaubert tarafından 19. yüzyılda yazılmış çok önemli bir romandır. Birçok edebiyat eleştirmeni tarafından ilk çağdaş realist roman sayılan 'Madame Bovary' ilk kez 1857 yılında basılmıştır. Bu kitaptan sonra Bovarizm akımı oluşmuş ve psikolojide tatminsizlik, memnuniyetsizlik anlamına gelen bir rahatsızlık olarak yer almıştır. Tabii ki Madame Bovary'nin yaşadığı unutulmaz aşk da hafızalardaki yerini almıştır.

AŞK VE GURUR, JANE AUSTEN

2.jpg

Klasik dönem romanları arasında önemli bir yere sahip olan 'Aşk ve Gurur', 18. yüzyıl İngiltere'sinde geçen unutulmaz bir aşk hikâyesini konu alıyor. Orta halli bir ailenin zeki ve neşeli kızı ile kibirli ve mağrur olmasının yanı sıra son derece dürüst ve varlıklı genç bir adamın neredeyse nefretle başlayan ilişkilerinin büyük bir aşka dönüşünü anlatan bu kitapta, biri gururlu diğeri önyargılı iki insanın zaman ilerledikçe yanıldıklarına ve birbirlerine yaptıkları onca haksızlığın yalnızca aşkla telafi edilebileceğine şahit olacaksınız.

KOLERA GÜNLERİNDE AŞK, GABRİEL GARCİA MARQUEZ

3.jpg

'Kolera Günlerinde Aşk', Gabriel García Márquez'in en ünlü romanlarından biridir. 19. yüzyılın sonları - 20. yüzyılın başları arasında Fermina Daza, Florentino Ariza ve Doktor Juvenal Urbino üçgeninde gelişen canlı bir karşılıksız aşkı konu alan kitap, acı çekmenin yüce bir davranış olduğu fikrini yoğun şekilde işler. Florentino Ariza sevdiği bir ömür boyu sevdiği Fermina Daza'ya kavuşabilmek için tam 53 yıl 7 ay 11 gün bekler.

JANE EYRE, CHARLOTTE BRONTË

4.jpg

On yaşında öksüz kalan Jane Eyre, kendisini hiçbir zaman sevmeyen, ancak kocasının vasiyeti üzerine bakımını üstlenen yengesiyle zor bir yaşam sürmektedir. Gönderildiği katı kuralları olan yatılı okulda kötü günler geçirir. Ancak Jane Eyre, Charlotte Brontë kadar şanslı değildir; okulda on yıl kalır ve öğretmen olarak mezun olur. Edward Rochester'ın malikânesinde mürebbiye olarak iş bulur. Evin gizemli efendisi Rochester'e âşık olur; ancak onu hayal bile edemeyeceği zorluklar ve acılar beklemektedir...

RÜZGÂR GİBİ GEÇTİ, MARGARET MİTCHELL

5.jpg

'Rüzgâr Gibi Geçti' Amerikan yazar Margaret Mitchell'ın 1936 tarihinde ilk basımı yapılmış Batı edebiyatının dünyaca ünlü tarihi romans kitabıdır. Amerikan iç savaşı döneminde geçen kitap, savaşın zorluklarına göğüs geren karakterlerin aşk, gurur ve hayat şartları örgüsüyle yazılan romantik bir eserdir. Aynı isimle 1939 yılında kitaptan uyarlanan roman, “20. Yüzyılın En Popüler Romanı Pulitzer Ödülünü” de kazanmıştır.

İKİNCİ CİNS, SİMONE DE BEAUVOİR

6.jpg

Feminist kuramın en önemli eserlerinden birisi hiç kuşkusuz de Beauvoir’ın 1949 yılında yazdığı 'İkinci Cins'tir. Bu kitapla beraber Simone de Beauvoir varoluşçu bir feminist anlayışın temellerini ortaya koymuştur. Kadın hareketinin elden düşürmediği önemli kitaplardan biri olan Kendine Ait Bir Oda, Virginia Woolf'un belki de en kolay okunan kitabıdır. Kolay okunur, çünkü konu çok somuttur: 'Kadın ve edebiyat'. Erkeklerin kadınlara bıkıp usanmadan tekrarladıkları 'ezeli' ve de 'ezici' bir soru vardır. 'Bizler kadar düşünme yeteneğiniz olduğunu ileri sürüyorsunuz. Madem öyle, neden Shakespeare gibi bir deha çıkaramadınız?' İşte Virginia Woolf bu 'yakıcı' soruya, tarihsel ilişkilerin kökenine inip kütüphane raflarında şöyle bir gezindikten ve de kısa bir kadın edebiyatı tarihçesi çıkardıktan sonra esaslı bir yanıt getiriyor. Ve şöyle sesleniyor kadınlara: 'Para kazanın, kendinize ait ayrı bir oda ve boş zaman yaratın. Ve yazın, erkekler ne der diye düşünmeden yazın!...'


KADIN HAKLARININ SAVUNUSU, MARY WOLLSTONECRAFT

7.png
1792 yılında yazılan kitap, kadın haklarının ve feminizmin ilk önemli, sistemli ve cesur kitabı kabul edilir. Kadınların da erkekler gibi “insan” olduğunu ve erkeklerin sahip olduğu ve yararlanabildiği her hakkın kadınlar için de geçerli olması gerektiğini savunan, kadınların eğitimine büyük önem veren Mary Wollstonecraft, eseriyle kadın hakları mücadelesinin başta gelen temsilcilerinden biri olmuştur.

CİNSİYET BELASI, JUDİTH BUTLER

8.jpg

1990'da yayımlandığında feminist kuramda ve toplumsal cinsiyet araştırmalarında çığır açan, queer kuramın öncü metinlerinden sayılan Cinsiyet Belası nihayet Türkçede. Judith Butler'ın cinsiyetin ne ölçüde 'doğal' olduğunu sorgulayarak cinsiyetin performatif yapısına dair kışkırtıcı savını ilk kez ortaya koyduğu bu metin, birbiriyle bağlantılı pek çok tartışmayı birden barındırıyor.

DÜĞÜMLERE ÜFLEYEN KADINLAR, ECE TEMELKURAN

9.jpg
Bir kadının kalbini fena kırmış bir adam... O adamı öldürmek için çölü geçmeyi göze almış dört kadın... Düğümlere Üfleyen Kadınlar bu yolculuğun romanı. Ne kadar sevilse de tamir olmayan o yaralı coğrafyada, Ortadoğu'da geçiyor.

SIRÇA FANUS, SYLVİA PLATH

10.jpg

Parlak bir üniversite öğrencisi olan Esther Greenwood, 1950'lerde yayın dünyasında acımasız bir rekabetin sürdüğü New York'a büyük hayallerle gelir ve önemli bir moda dergisinde iş bulur. Kapıldığı beklentilerle karşısına çıkan fırsatların yoğunluğu, masumluğunu yitiren genç kızın zamanla kaldıramayacağı bir boyuta ulaşır ve Esther kendini tam bir karabasanın içinde bulur. Kimlik arayışı peşinde ürkütücü bir yola giren duyarlı ve hevesli bir genç kadının üniversite yılları, erkeklerle ilişkileri, yaşadığı çöküş, intihar girişimleri ve gördüğü psikolojik tedaviler mizahi bakış açısı unutulmadan son derece içtenlikle işlenmiş. Sylvia Plath'ın kendi yaşamından yola çıkarak kaleme aldığı ve ilk kez 1963 yılında, ölümünden bir ay önce, başka bir isim altında yayımlatmayı başarabildiği Sırça Fanus, o günün olduğu kadar bugünün insanının da metropol yaşamındaki yabancılaşmasını anlatan modern bir klasik haline gelmiştir.

BİN MUHTEŞEM GÜNEŞ, KHALED HOSSEİNİ

11.jpg
Tüm dünyada ses getiren Uçurtma Avcısı'nın yazarı bu kitabında da doğduğu toprakları, Afganistan’ı anlatıyor. Bu kez iki kadının kesişen yaşamları ve dostlukları üzerinden…

KADININ ADI YOK, DUYGU ASENA

12-001.jpg
Duygu Asena bu kitabında, temiz, telaşsız, kıvrak anlatımıyla bir kadının yaşadıklarını, daha doğrusu cinsiyetii kadın olarak belirlenmiş, herkesin üç aşağı beş yukarı tanık olabileceği ortak bir macerayı, bir kadının ağzından anlatıyor. Bu kadın, küçücük bir kızın henüz yaşanmamış doğal meraklarından, aşklar, acılar, sahtekârlıklar, hıslarla dolu bir hayatın bazen hafif, bazen ağır kıpırtılarına kadar, kendi ayakları üzerinde durabilmek için mücadele ediyor. Bu kadın, pürüzsüz bir tenden kırışıklıklara uzanan zaman içinde kendisi için var olabilmeyi hedefliyor. Beceriyor da...Ne pahasına olursa olsun!

"DANS EDEMEYECEKSEM BU BENİM DEVRİMİM DEĞİLDİR", EMMA GOLDMAN

13-001.jpg
'Dans etmeye başlayan sizler. Siz de şunun farkına varın. Dans etmek demek, sonsuza kadar süren bir mutluluk değildir. Dans etmek demek, yaşamak demektir. Ve yaşamak, mutlulukların ve umutların dansı olduğu kadar keder, acı ve ıstırabın da dansıdır. Yaşamayı öğrenmek, hem çirkin hem de güzel olmaktan geçer. Yaşam hem umuttur hem umutsuzluk, hem neşe hem de keder. Unutmayın, önce dans etmeyi öğrenin. Ve ardından dans etmenizi engelleyecek olan tüm devrimleri silin. Çünkü dans edemeyecekseniz bu sizin devriminiz değildir. ' Kadınların erkeklerle her alanda eşit ve özgür oldukları bir dünya dileğiyle 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun!

KARANLIĞIN SOL ELİ, URSULA K. LE GUİN

14-001.jpg

'Bilimkurgu'nun en önemli iki ödülü olan Hugo ve Nebula'yı kazanarak kısa zamanda türünün klasikleri arasına giren Karanlığın Sol Eli, dünyamıza çok benzeyen Kış adlı bir gezegende geçer. Bu gezegende yılın en sıcak zamanlarında bile yarı-kutup iklimi yaşanır ve tüm sakinleri çift cinsiyetlidir (androjen). Cinsel kimliğin bir statü ya da güç aracı olarak kullanılmadığı bu gezegende kişiler yılın belli bir döneminde o anki hormonal durumlarına göre erkek ya da kadın olmaktadırlar. Öyle ki, birkaç çocuk doğurmuş bir ana daha sonra başka çocukların babası olabilmektedir. 'Arkadaşlık' ve 'sevgililik' arasındaki 'boşluk' anlamsızlaşmış; insan düşüncesini belirleyen düalizm eğilimi azalmış; insanlığın güçlü/zayıf, koruyucu/korunan, hükmeden/hükmedilen, sahip olan/sahip olunan... ve benzeri ikiliklerini oluşturan temeller zayıflamış gibidir. Cehaletin, şimdinin, mevcudiyetin ilerlemeden daha gözde olduğu bir gezegendir Kış.Bir gün Kış'a uzaydan bir erkek elçi gelir ve onların da katılmasını istediği bir gezegenler birliğinden söz eder... Elçinin gelişiyle birlikte yerli ile yabancı, erkek ile dişi, benzerlik ve benzemezlik, parça ile bütün arasındaki ilişki ve çelişkiler insanlardaki karşılıklarını bulup yaşamaya başlar...

KURTLARLA KOŞAN KADINLAR, CLARİSSA PİNKOLA ESTES

15-001.jpg

İnsanlık tarihi boyunca bastırılmış ve örselenmiş kadınların durumunu sosyal, kültürel ve ekonomik açıdan ele alan çok sayıda inceleme yapıldı. Her inceleme, kadınları 'tanımlama ve çözme' açısından farklı yöntemler önerdi. Bu önermelerin ne ölçüde kadının doğasına ilişkin isabetli ve farklı alternatifler olduğu ise tartışmalı. Clarissa P. Estés, Kurtlarla Koşan Kadınlar'da gerçekten farklı bir önermede bulunuyor; kadınlar için yalın, uygulanabilir ve doğal çözümler öneriyor. XIX. yüzyılla birlikte insanlığın doğadan kopuşu ve duygulara yer vermeyen kapitalist bir endüstri çarkının içinde kayboluşundan yola çıkarak, kadınların yapması gereken ilk şeyin içlerindeki doğal sesi keşfetmek olduğunu söylüyor ve kadınların içlerinde yatan sınırsız güç ve yaratıcılığın, kurtların doğal yabanıllığında yattığı savını ileri sürüyor. Kadınların çoğu zaman farkında olmadan içselleştirmek zorunda bırakıldıkları eziklik ve yetersizlik duygusuna, bastırılmış cinsel güdülerine çok değişik bir malzemeden yaklaşıyor: Masallar! İnsanlığın ortak bilinçaltının aynaları olduğunu düşündüğü masallar aracılığıyla kadın psişesinin derinliklerine iniyor ve birçok açmazdan kurtulmalarına yardımcı olacak masal tadında terapiler uyguluyor.

HABERE YORUM KAT
Keşfet