Kırmızı kanlı gözlere dikkat! Bu sessiz katil hastalığın belirtisi olabilir
Hemen hemen herkes kırmızı veya kanlı göz sorununu yaşayabilir. Bu durum kişiden kişiye ve vakadan vakaya değişen çeşitli faktörlerden kaynaklanabilir. Bazı yaygın nedenler arasında yorgunluk veya alerji sayılabilir. Ancak bu durumun çok yaygın olmayan bir nedeni de sessiz bir katil olan yüksek tansiyondur.
Yüksek kan basıncı hipertansiyon olarak da bilinirken bu durum kalbinizin vücuda kan pompalamak için normalden daha fazla çalıştığı anlamını taşır. Yüksek tansiyon zamanla kan damarlarınıza zarar verebilirken, kalp krizi ve felç gibi sorunlara yol açabilir. Birçok kişi yüksek tansiyonla ilişkili herhangi bir uyarı belirtisi yaşamayabilir, bu da onu daha ölümcül hale getirir.

Yüksek tansiyon, retinadaki kan damarlarına zarar verebilir. Amerikan Kalp Derneği'ne (AHA) göre, "Görme semptomları yıllarca ortaya çıkmayabilir. Ancak sonuçta, yüksek tansiyon hipertansif retinopati, bulanık görme veya görme kaybına neden olan kan damarı hasarı ile sonuçlanabilir."
Yüksek tansiyona bağlı hipertansif retinopati durumunda, retinadaki kan damarları biraz daha sertleşebilir ve sertleşebilir. Birbirlerini iter ve bu durum sonrasında daha da kötü sonuçlar doğurabilir. O nedenle böyle bir sorun sık ve devamlı görülüyorsa dikkatli olmalısınız.
Hipertansiyonu ve komplikasyonlarını önlemek için hipertansiyonla ilişkili risk faktörlerinin farkında olmak önemlidir. Yüksek risk altındaki kişiler arasında aşırı kilolu, sigara içen ve/veya çok fazla alkol tüketen kişiler yer almaktadır. Yaş açısından, 65 yaşın üzerinde olanlar daha yüksek risk altındadır. Yüksek tansiyonu olan bir akrabanızın olması da sizin potansiyel risk altında olduğunuz anlamına gelebilir. Diğer yaşam tarzı faktörleri arasında yeterince egzersiz yapmamak ve yeterince meyve veya sebze yememek gibi beslenme faktörleri yer alır. Diyetinizde çok fazla tuz tüketmek de hipertansiyona yol açabilir.

Yüksek tansiyon sıkıntısı yaşıyorsanız çözümü ise Cumhuriyet'in haberine göre şöyle:
1. Düzenli egzersiz yapın:
Haftada 5 gün en az 30 dakika, örneğin orta tempolu yürüyüş gibi, orta tempolu aerobik egzersiz yapın. Eğer egzersiz süresini 1 saate çıkartabilir ve şiddetini artırabilirseniz (hızlı tempolu yürüyüş veya jogging gibi) sporu haftada 3 gün yapmanız yeterli olacaktır. İnsan vücudunun bioritmi açısından en iyi egzersiz saatlerinin öğle-akşam üzeri olduğu düşünülmekle birlikte, bulabildiğiniz her frsatta egzersiz yapmanız önemli. Siz yeter ki buna zaman ayırın. Yine yemekten sonraki ilk 1.5 saat içerisinde yoğun sindirim faaliyetleri nedeniyle yoğun egzersiz önerilmiyor.
2. İdeal kilonuza ulaşın:
Fazla kilolarınızı vermeniz kan basıncınızı düşüreceği gibi sizi diyabet ve kalp hastalıkları riskinden de koruyacaktır. 5-10 kilo kaybı bile kan basıncında anlamlı düşüş yapabiliyor. Çalışmalar kısa vadede kan basıncını düşüren en etkili önlemin kilo kaybı olduğunu, tuz kısıtlaması ve egzersizin etkisinin ise orta uzun vadede ortaya çıktığını gösteriyor.
3. Sağlıklı beslenin:
Özellikle hayvansal yağlardan fakir, karbonhidratı azaltılmış, proteinden zengin ve bol sebze ile meyveden oluşan bir beslenme türünü tercih edin. Şeker ilave edilmiş gıdalardan ve içeceklerden de kaçının. Dikkat etmeniz gereken bir başka nokta da, günlük tuz tüketimini günde 6 gramla sınırlandırmak olmalı.
4. Sigarayı bırakın:
Yapılan araştırmalara göre; sigara içimi sırasında ve sonrasında kan basıncı yükseliyor. Unutmayın ki sigara aynı zamanda kalp damar hastalıklarına da yol açan önemli etkenlerden biri.
5. Alkol miktarını sınırlayın:
Düzenli ve daha yüksek miktarlarda alınan alkol tansiyonu yükseltmenin yanı sıra, diyabet, kalp damar hastalıkları, karaciğer sirozu ve kanser gelişim riskini de artırıyor. Şarap ve benzeri içkiler için günlük miktar erkekseniz 2 kadehi, kadınsanız 1 kadehi geçmemeli.
6. Stresin esiri olmayın:
Stres yeme bozukluklarını tetikliyor, sigara ve alkol kullanımına olan eğilimi artırıyor, hareket düzeyini azaltabiliyor böylece kan basıncı yüksekliğine eğilimi artırabiliyor. Eğer stresin olumsuz etkilerinden korunamıyorsanız sağlık profesyonellerinden, örneğin psikologlardan yardım isteyebilirsiniz.
KAYNAK: Haberciniz